SIBGATULLAH: RUHU EN GÜZELİN RENGİYLE BOYAMAK
Hiç ruhunuzun rengini merak ettiniz mi?
Dünyanın tozu, kiri, egonun gri tonları ve hırsların donukluğu üzerimizden çekilse, geriye hangi renk kalırdı?
Kuran-ı Kerim’de kalbimize inen en estetik ayetlerden biri şöyle fısıldar bize:
“Allah’ın boyası (Sıbgatullah)… Allah’tan daha güzel boyası olan kimdir?” (Bakara, 138)
Bu, öylesine söylenmiş bir söz değil, varoluşumuzun en büyük davetidir. Çünkü insan, ham bir bez parçası gibi saf ve beyaz doğar. Sonra dünya, elimize fırçalar tutuşturur. Kimimiz öfkenin kırmızısına, kimimiz kederin siyahına, kimimiz hırsın solgun sarısına boyarız kendimizi. “Ben buyum” deriz, “Benim karakterim bu.”
Oysa hakikat başkadır. Hakikat, o sonradan sürülen boyaların altında, Yaradan’ın bize bahşettiği o “asli renge” dönme hasretidir.
Boyanmak Değil, “Hâl”lenmek
Sıbgatullah, üzerine bir elbise giymek gibi değildir. Yüzüne makyaj yapmak gibi yüzeysel hiç değildir.
Eskiden kumaş boyacıları, kumaşı boya küpüne batırır ve günlerce bekletirlermiş. Öyle ki, boya kumaşın sadece yüzeyine değil, her bir lifine, her bir zerresine işlesin. Kumaşı kesseniz, içi de dışı da aynı renk çıksın…
İşte Allah’ın boyası ile boyanmak da böyledir.
Bir “hâl” eğitimidir.
Allah’ın güzel isimleri olan Esmaül Hüsna, o ilahi boya küpleridir.
Kişi “Ya Rahman” dediğinde; sadece diliyle zikretmez. Merhamet rengine daldırır ruhunu. Artık bakışı merhamet olur, dokunuşu şefkat. Karşısındaki karıncayı bile incitemez hale gelir. Çünkü o artık Rahman’ın rengiyle boyanmıştır.
Kişi “Ya Vedûd” sırrına erdiğinde; kainattaki her zerreye aşkla bakmaya başlar. Nefretin kiri tutmaz artık üzerinde. Sevginin en saf haliyle parlar.
Kişi “Ya Şafi” ile hemhal olduğunda; sadece şifa bekleyen değil, girdiği ortama huzur ve şifa veren birine dönüşür.
Ateşin İçindeki Demir Gibi
Tasavvuf ehli bu hali şöyle anlatır: Bir demiri ateşe attığınızda, demir ateşin içinde dura dura korlaşır. Rengi ateş rengine, yakıcılığı ateşin yakıcılığına benzer. O hala demirdir ama artık ateşin vasıflarıyla “boyanmıştır.”
İşte insan da Esmaül Hüsna teknesinde, zikir ve tefekkür ateşinde piştikçe; Allah’ın ahlakıyla ahlaklanır.
Artık o kişinin sabrı, beşeri bir tahammül değil, “Ya Sabûr” tecellisidir.
O kişinin cömertliği, bir gösteriş değil, “Ya Kerîm” yansımasıdır.
En Güzel Renge Davet
Bugün aynaya baktığınızda kendinize şunu sorun:
“Ben hangi rengi taşıyorum?”
Dünyanın geçici heveslerinin soluk renklerini mi, yoksa Yaratıcı’nın solmayan, eskimeyen, her dem taze kalan “nur”unu mu?
Eğitim yolculuğumuzda yapmaya çalıştığımız şey, aslında bir “arınma ve boyanma” işlemidir. Üzerimizdeki eğreti boyaları, korkuları, endişeleri kazıyıp; fıtratımızdaki o ilahi deseni ortaya çıkarmaktır.
Geliniz…
Ruhumuzu, en usta Sanatkâr’ın ellerine bırakalım.
Bırakalım, O bizi merhametiyle, ilmiyle, kudretiyle ve sevgisiyle boyasın.
Çünkü O’nun boyasından daha güzel bir renk, O’nun ahlakından daha güzel bir elbise yoktur.
Renginiz “Nur”, boyanız “Allah” olsun.







